“Daha”ya ulaşabilir miyiz?

“Daha”ya ulaşabilir miyiz?

Çoğumuzun hayatının bir  hedefi var. Ona odaklanmış, koşup duruyoruz. Daha büyük ev, daha yeni model araba, daha fazla bilgi, daha çok konfor, daha gençlik, daha güzellik, daha fazla giysi, daha para, daha çok tatil, daha çok arkadaş, daha fazla tanınmış olmak, daha çok sevilmek, daha fazla takdir, daha fazla saygınlık,  daha  daha, neler .

 

İnanıyoruz ki o “daha” hedefine ulaştığımız zaman içimizdeki huzursuzluk yok olacak, bitmeyen çabalama  ve yetememe hali ortadan kalkacak ve o aranan, özlenen huzura kavuşulacak. Huzur dışarılarda, uzakta  bir yerlerde zannediyoruz. Ve ona dışarıdaki bir hedefe varınca kavuşacağımıza inanıyoruz.

 

Buna düşünceye inanarak koşuyoruz “daha”nın peşinde. İçimizdeki  telaşın, hüznün, yetersizlik, ve yanlızlık duygusunun  nedenlerinden  biri  bu. İleride, gelecekte, bilinmeyen bir zamanda kavuşmayı  hedef koyduğumuz “daha” ile buluşmak bize özlenen huzuru getirecek. Bu inançla koşuyoruz. Hepimiz doğal halimiz olan huzura ulaşmanın gayreti içindeyiz.

 

Bununla birlikte hepimizin farkettiği ve devamlı gözardı ettiği bir durum  söz konusu.  Kendimiz  için hedef koyduğumuz “daha” ya yaklaşır gibi olduğumuz veya ulaştığımız zaman dahi beklenen huzur ve tatmin kısa süreli oluyor. Huzursuzluk tekrar beliriyor.

 

“Daha” çöldeki bir serap gibi bizden kaçıyor.  “ Şu  olursa huzurlu olurum” noktasını her yakaladığımızda hedef  yer değiştiriyor, uzaklaşıyor ve bizi peşinde koşturmaya devam ediyor. Bu bitmez çabanın içinde hayatıızın  tek gerçeği olan “Şimdi”yi, “An”ı  kaçırıyoruz. İçinde olduğumuz  anın bize sunduklarının tadını çıkarmak ve mutlu olmak bir yana, sahip olduğumuz güzelikleri tanımamıza, takdir etmemize ve  şükretmemize imkan olmuyor.