Kıyaslamayı bilmeseydik…

Kıyaslamayı bilmeseydik…

Bir yaşam düşünün. Kimse kıyaslama kavramını tanımıyor. Her şey nasılsa öyle. Herkes olduğu gibi. Ve bu güzel ve bu kabul.

 

Kimse kendini bir başkasıyla, bir başkasını yine bir diğeri ile kıyaslamayı bilmiyor. Etrafındaki her şeyi ve herkesi sevgi, huzur ve şükranla izliyor.

 

Böyle bir yaşamda kıskançlık, özenme, imrenme, kendini beğenmeme, bir başkasına benzemeye çalışıp benzediğine inanınca kısa süreli mutlu olma, benzemediğini hissettiği anda bundan dolayı acı çekme söz konusu olabilir miydi? Yetersizlik, başarısızlık ve bu düşünceleri destekleyen bütün olumsuz duyguları  hissetmek mümkün olur muydu?

 

Çocuklarımıza örnek olarak bir başkasını gösteremezdik. Eşimize ince mesajlarla arkadaşlarımızın neler yaptığını duyuramaz, kendimizi hiç kimseden eksik veya fazla hissedemezdik. Çevremize de kıyaslamayı ve sonucu olan acı çekmeyi öğretemezdik.

 

Kıyaslama olmasaydı özgür olurduk. Huzurlu olurduk. Yaptıklarımızla, elimizde olanla ve yaşamın bize sundukları ile mutlu olurduk. Çevremizdeki her şeyi ve herkesi küçük bir çocuğun coşkusu ile incelerdik.

 

Kıyaslama olmayan bir yaşam düşünün……